İçeriğe geç
    • Hakkında

Münzevi

  • İçimde neler saklıyorum? 

    Ağustos 18th, 2026

    Eskiden merak ederdim; insanlar içimi görse beni hâlâ severler miydi? Bağırlarına basarlar, saçımı okşarlar mıydı? 

    İçimde neler saklıyorum? 

    Canavarlar? Kasırgalar, fırtınalar? Yoksa günbatımında sessizliğe gömülen bir denizkıyısı mı? 

    Beni hâlâ sevebilecek olan tek kişi, canavarlarımla tanışmış olandır. Ve o kişi ışığın ancak çatlaklardan sızdığı zindanlarımın eşiğinde içi çıkasıya ağlamıştır. 

    Zira canavarlarımın yaratıldığı öze şahit olmuş, varlığımın mayasına dokunmuştur.

  • Kollarımda ölen çocukluğum

    Ağustos 15th, 2026

    Ruhumu karlı ormanlarda takip ettim. 

    Uzun kulaklı ve sivri dişli cücelerin ardından. Ayaklarım karların içinde batıp çıkarken koştum peşinden. Nefesim buza dönüp boğazımı kesse de durmadım. Benden başka onu bulacak yoktu zira.

    Derin ve çaresiz bir yalnızlığın içinde atkım ve kürküm etrafa savrulurken koştum. Ayaklarım yalpalayıp yanlış yerlere bastığında tutundum düşmemek için. 

    Onu bulduğumda çalıların arasında yatıyordu. Küçük ve zayıf. Yaklaşınca anladım ki son nefesini vermek üzereydi. 

    Çocukluğum, ruhum ve yaşama sevincim. Umutlarım onun göğsünde saklıydı. Şeffaf teninin altında atan kalbini görebiliyor, elimi koyduğumda hissedebiliyordum. Dokunduğumda sıcacık bir şeyler temas etti parmak uçlarıma. Nefesimi kesen soğuğun içinde yanan bir muma değmiştim adeta. Oradaydı. Küçücük, bir ateş böceği ışıltısı yayıyordu. 

    Temasımla gözlerini açtı. Elini elimin üzerine koyduğunda avuçlarının ılıklığıyla ısıttı tenimi. Dudaklarında bir tebessümün izi belirdi.

    “Buldun.” dedi zorlukla. “Buldun beni.”

    “Evet.” dedim. Sesim titriyordu. “Buldum ama sen… Ölüyorsun…”

    Yutkundu. “Bedenler ölür. Sen yaşananları hatırla. Ruhunu hatırla.”

    “Kuş ölür.” dedim onun gibi gülümsemeye çalışarak. “Sen uçuşu hatırla.”

    Gözlerindeki can yitip gitti. Gülüşü aheste dolanan bir rüzgâr gibi soldu. Parmak uçlarımdaki sıcaklık ağır ağır üşürken, ateş böceği misali ışığı söndü. 

    Kollarımda ölen ruhumun ışığı artık benim kalbimde parlıyordu.

  • Dünyanın doğuşu

    Ağustos 12th, 2026

    Her zamanki gibi, hayat kimseyi dinlemeyip kendi istediği menzilde coşup aktı. Ocakta kızgınlaşan bir demir gibi kendi kendini harlayan, gittikçe büyüyen, etrafa yayılan aç bir ateşe dönüştü. Alevler kâh körpe hayatları boğazından geçirdi, kâh yeryüzünde ağır aksak yol alan ihtiyar lanetleri uyandırdı. 

    Yaşamın akıl sır ermez işleyişi içinde çamurlar bir kez daha yoğruldu, zarlar bir kez daha atıldı ve yeni tohumlar ekildi. Asırlık uykularından uyanan aç lanetler önlerine çıkanı ayırt etmeksizin avladı.

    Acılar bir kez daha yeryüzü topraklarına serpildi. Coşkun yağmurlarda yeşerdiler ve öyle diplere indiler ki kökleri yer altındaki iblislere değin uzandı, öyle yüksek gök katlarına çıktılar ki dünya sarsıldı. 

    Aydınlıklar karanlıklar tarafından dev dişli ağızlarla yutuldu, sömürüldü, biçildi. Sular çekildi ve tüm çılgınlıklar ejderha alevi gibi yanan güneşin ışıklarıyla gözler önüne serildi, kavruldu. Hayat bir kez daha haykırdı gaddar, önüne geçilemez kuvvetini; daima kazananın o olacağını belletene kadar insanoğluna.

  • Katil

    Ağustos 9th, 2026

    Kendini kendinden korumak ister gibi ellerini bağlamıştı önünde. Sanki sımsıkı kenetli parmaklarını çözerse bütün bedeni parçalara ayrılacak, tuzla buz olacaktı. Hiddet, korku ve öfke dolu ruhunu, etine kemiğine bağlamanın tek yolu ellerini sımsıkı birbirine kenetlemekti sanki. Dağılınca toparlanmak zordu onun için belli ki. Keskin bir merak kurcaladı o an zihnimi: Kaç kez toparlanamayacak kadar dağılmıştı? İçindeki cam parçaları ne kadar keskindi?

     Eğer gözlerini bu kadar kaçırmasaydı sorabilirdim belki fakat şu anda, etrafımızdan asi bir nehir gibi akıp giden zamanın içinde tutunacak, durup dinlenecek bir dayanak noktası bulamıyordum. Bekledikçe cesaretimi kaybediyordum. Kim bilir, belki de alacağım cevaptan korkuyordum.

     Katiller de korkarlar mıydı bir şeylerden bizim gibi? Kabuslarla uyanırlar mıydı? Boğulmamak, suyun üstünde birazcık daha kalabilmek için son bir nefes daha almak için çabalarlar mıydı?

    Bir kuyu kadar derin ve karanlık bakışları veriyordu aslında cevabı. İnsanlığın en eski acıları ve korkuları tek bir kişinin omuzlarına asılabiliyor, sımsıkı kenetlendiği parmaklarına diktiği bakışlarında can çekişiyordu.

  • Buğu

    Ağustos 8th, 2026

    Bugün, bu kalpsiz gece göğünün altında varlığımı sonlandırıyorum. Şahitlere sorsunlar yaşam izlerimi, gördüğüm düşleri işledim saman kâğıtlara. Yeryüzünden mahrum kalmaktır benim cezam bundan gayrı.

    Varlığımı sonlandırıyorum bugün, ruhumun ayak izleri bahçemdeki toprağımda sonsuza dek kalacak. Atan kalplerin seslerini özleyeceğim, adım atmayı, koşmayı ve düşmeyi. Sonsuzluğun içinden, bir bulut gölgesi gibi göz kırpar mıyım tepelerden? 

    Sevdiklerime dokunan bir rüzgâr fısıltısı olabilirim belki, geçip giden bir güz nefesi. 

    Varlığımı sonlandırıyorum bugün, bir sabah güneşiyle uçup giden buğu misali.

  • Rüyalar

    Temmuz 19th, 2026

    Rüyalarının muhtevası seni mutsuz ederse unutma ki sen bu rüyalardan ibaret değilsin. Onları yaratan değil, ev sahipliği yapansın. Kapılarını açan, davet edensin. Her gece ağırladığın misafirlerin onlar senin. Bu kadar yakın olsanız da “bir” değilsiniz. Onlar başka bir alemin teşrifçileri.

    Uzun yollar kat edip geliyorlar seni görmek, haberler sunmak adına. Zaman zaman korkutsalar ve üzseler de bil ki bir bildikleri var. Sırları ve gizleri, okumanı istedikleri mektupları var. 

    Işıklar söndüğünde kapılar açılır ve yıldızlar düşmeye başlar kucağına. Çatılara konar hayal damlacıkları. Periler ve ruhlar, hayaletler ve ejderhalar… Sana anlatırlar, dinlersin. Sofralar ikram ederler, doyarsın. Bazen sorarlar cevaplarsın ve kelimelerini heybelerine doldururlar.

    Sonra vedalaşır, açarsın gözlerini. Ve artık bilmeden bilirsin, duymasan da işitirsin ve karanlıkta görürsün. 

  • Deli

    Temmuz 9th, 2026

    tarlalarda dört nala koşan bir deliyim belki

    bir kopuk uçurtma parçası

    bir sapanın kırık ayağı

    kuru bir arpa başağı.

    ölümsüzlüğün veçhelerine yüzlerimi gösteriyorum

    ki tanısın beni, 

    almaya geldiğinde canımı

    nefeslerim bana zimmetli, bilsin.

    Günahlarımı yüklendim sırtıma ki hatırlatmasınlar.

    kendime ağırım en çok,

    hasretlerim sıra sıra dizili soğuk bir kış akşamında,

    Varlığımın özünü kurutuyorum sağanak yağmurlarda.

    Yağmurlara sığınıyorum ağlamak için,

    Ölümsüzlüğün kuytu köşelerine,

    bir uçurtma parçasına

    Ve tüm sırlarımı açığa seriyorum bir tutam gülüşe.

    Dizlerimin üzerine çöküyorum 

    sesleniyorum evvelime ve ahirime,

    yaşamak istiyorum 

    yaşamak istiyorum 

    doyasıya.

  • Vazo

    Ekim 19th, 2025

    Kırıkları ucuz bir tutkalla yapıştırılmış antika bir vazo gibi hissediyorum uzun zamandır. İçine su koyduğunda akıp gidiyor, çiçek koyamıyorsun çünkü güzel görünmüyorum. Atamıyorsun nedense çünkü kim bilir kimden hediye, hangi büyükannenden kalmayım. Kutulayıp bir yerlere kaldırıyorsun beni, ama güneş görmek istiyorum. Güneşe çıkarıyorsun o zaman da renklerim soluyor, eskisinden de çirkinleşiyorum. Hiçbir yerde hiçbir işine yaramıyorum. Ölmeyi bekliyorum yahut birine hediye verilmeyi. Belki onlar içime kuru çiçekler koyarlar, renklerim gibi. Yeni bir boyanın altından eski kırıklarımın çizgileri görünür mü? 

    Utanıyorum. Hiçbir işe yaramamaktan utanıyorum, ama lütfen atma beni. Kır. Yeniden yapıştır, bu defa farklı yerlerimden. Çünkü yaşamak istiyorum. 

  • Günlükler 4 | Kedimin bende gördüğü şeyi kendimde görebilmek isterdim

    Ağustos 15th, 2025

    Bahçede oturuyorum. Birileri su motorunu çalıştırdı, rüzgârın sesi, uçaklar geçiyor ve birbirine sürten dalların hışırtısını duyuyorum. Çok uzaktan bir tren düdüğü yankılanıyor. Kedim kucağımda yatarken başını kaldırıp bana bakıyor.

    Onun bende gördüğü şeyi, kendimde görebilmek isterdim.

    Sadece şu anda olmak. Yarın ve dün olmadan, bugünün içinde dolanmak. Ama yapamam.

    Haberler her şeyin ne kadar korkunç olduğunu haykırıyor. İçten içe nasıl kokuştuğumuzu. Dallardan düşen kof meyveleri duyuyorum, yere çalınışlarını. Ağaç onları üzerinde tutmuyor, biz neden her yemeğimize katık ediyoruz? 

    Adaleti bir gün yeniden görecek miyiz? Kediler kadar huzurlu uyuyabilecek miyiz?

    Şimdi bir esinti çıktı. Yağmuru ümit ediyorum, bekliyorum. Bir kaç yaprak sararmış bile, ağustos bitiyor.

    Kuşlar sessiz ve ben rüzgârın nefesini dinliyorum. Nereye kadar direneceğim, bilmiyorum.

  • Günlükler 3 | Tamamen özgür kılındığın o ân senin de kapını çalacak

    Ağustos 13th, 2025

    Okuduğum kitaptaki karakter de bunu böylesine yalın bir şekilde yaşadığında özgürlük üzerine düşündüm. Çünkü kendim de aynısını yaşamıştım. Hayatta bir noktada ya da belki birden fazla kez, tamamen özgür olduğun o an gelecek.

    Emirler veren olmayacak. Tepende dikilen. Gözetleyen. Yalnızca sen ve kararların. İlk defa gerçekten özgürlüğe mahkûm olduğun o an. Yalnızca yemeğe iki yerine üç kaşık tuz atarken değil, eve farklı yollardan giderken değil, tüm hayatının üzerinde karar verebildiğin o yaşam ayaklarına serilecek.

    Kitap karakterleri için de evinin önündeki basamaklara çöküp uzaklara daldığı o ân gelecek, senin için de. Benim için geldi mesela, babam artık toprağın altında ve annem gölgesini bile esirgiyor. Artık beklentiler yok.

    Peki ben bu hayatla ne yapacağım?

    O soruyu sormak için fırsat verecek hayat sana. Ama berbat bir his en başta, hatta belki nükseden bir hastalık gibi ara ara kapıdan uzatıyor başını.

    Nasıl yaşamalıyım? Sorusu. Hangi yoldan gideceğim? Hangi işi yapacağım? Hangi beceriyi geliştirmeliyim?

    Kafanı kaldırıp kaldırıp gökten bir cevap beklediğin o anlar. Dinden, felsefeden, ruhaniyetten ipuçları söküp almaya çalıştığın uzun vakitler uzun süre terk etmeyecek seni.

    Ya kendi cevaplarını bulmak için acı çekmeyi göze alacaksın ya da birinin peşine takılmayı. 

    Aslında birini takip etmek tamamen kötü değil, kendi fikirlerin filizlenene kadar. İnsan doğruya aklıyla ulaşabilir mi? Gerçeğin özüne?

    Bilmiyorum.

    Ama o merdivenlere çöküp gidenleri gözlediğin vaktin geleceğini biliyorum. Bir gün herkesle vedalaşacaksın ve en son kendinle. O zaman büyüyeceksin. Sadece çocukluktan yetişkinliğe geçiş gibi değil, yaşlandığında da büyüyeceksin. Değişeceksin. Çünkü yola parçalarını dökerek devam ederken aynı kalamazsın. Bazı boşluklar dolacak ama bazı sandalyeler hep boş kalacak. Bazen kalbinde bir köşe ve bazen kitaptaki bir sayfa.

    Sadece sen ve özgürlük. Engin, ıssız ve devasa.

    Kabukların sıyrılacak ve bağların çözülecek. Tamamen özgür olduğun o ân kapını çalacak ve sen ardına kadar açacaksın. 

    Ve bir karar vereceksin;

    ya bu bilinmez yolu göğüsleyecek ya da yeni bir tutsaklığa hapsolacaksın.

1 2
Sonraki Sayfa→

WordPress.com’da Blog Oluşturun.

Yorumlar Yükleniyor...
  • Abone Ol Abone olunmuş
    • Münzevi
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • Münzevi
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Bu içeriği rapor et
    • Siteyi Okuyucu'da görüntüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle